Wednesday, 26 October 2016

Çocuklu Almanya-Fransa Turu

Yıllar sonra gezi notlarımıza çocuklu olarak devam :) Üniversite arkadaşımın Frankfurt'a taşınmasıyla başlayan gezi programımız aylarca hayal kurmanın ardından 21 Eylül 2016'da başladı. İlk gün Frankfurt'ta yaptıgımız tekne turundan çok memnun kaldık. Yol yorgunlugu ile yürümeden, rahat bir ortamda, oturdugumuz yerden kenti gezme fırsatı bulduk. 




İkinci günümüze Frankfurt'un ünlü Wacker's Kaffee'sindeki tatlıların ve kahvenin tadına bakarak ve rahat Grüneburg Parkı'nda atıştırarak devam ettik. Parkın içindeki oyun alanı 3,5 yaşındaki küçük gezginimizin çok hoşuna gitti. Kısa bir avm turu ile günü noktaladık.

Üçüncü günün sabahında erkenden trene göre çok daha uygun fiyatlı olan FlixBus ile Strasbourg'a dogru yola çıktık. Çocuklara kimi rotalarda yetişkinlerden çok daha fazla ücret aldıkları aklınızda olsun. Otobüslerinde ücretsiz wifi ve şarj için fiş bulunuyor. Rotamız şoyleydi :



Otelimize yerleşmemiz ardından ilk gittiğimiz yer, büyük atlıkarınca oldu. İki tur ardından Little Venice'deki muhteşem manzaralara kavuştuk ve her sokağı didik didik turladık. 


Ertesi sabah Paul'de alınan mükellef bir kahvaltı sonrası Little Venice gezimize devam ettik ve sonrasında da 1 saat 15 dakika süren tekne turuna katıldık. 






Tekne gezisi ile Strasbourg'a veda edip, otobüs ile şirin kasaba Obernai'ye geçtik. Minik gezginimiz görür görmez turistik trene binmek istedi. Kasabayı ve üzüm bağlarını bu minik trenle turladık. 



Akşam otelimizde konakladıktan sonra sabahın köründe tren ile Colmar'a geçtik. Biletleri önceden webden almakta fayda var çünkü otomatlarda İngilizce menü yok ve rastladığımız kişiler çat pat İngilizce biliyorlardı, oldukça zorlandık. 

Colmar'ın köprüleri ve çiçekleri bizi hemen kendimize getirdi :)



Yukarda görülen tekneyle yaptğımız tur çok güzeldi. Instagram'da bol bol gördüğümüz Colmar manzaralarının gerçeğini deneyimlemek çok hoşumuza gitti. 


Tekne turu sonrası yine küçük turistik tren turu yaptık. Bu sefer trenimiz yeşildi :)


Almanya'da da tattığımız Flambee'nin vejeteryan versiyonunu Fransa'da da tattık, radikal bir fark göremedik. Her ikisi de ince lahmacun hamuruna pizza hissi verdi, gayet hafif ve lezzetliydi. 

Yine FlixBus'a atladık ve Heidelberg'in yolunu tuttuk. Otelde yaptığımız geceleme ardından Heidelberg meydanında kahvaltı molası ve gezinti ardından 550 metre yüksekliğe olan füniküler tırmanışımız başladı. Oldukça zevkli ve bol manzaralı turumuz, elbette en çok miniğimizin hoşuna gitti. 



Heidelberg'den Frankfurt'a olan yaklaşık 1 saatlik otobüs yolculuğumuz sonrası bitmiş olarak vardığımız Frankfurt'ta tren terminalinde verdiğimiz ihtiyaç molasında sırt çantalarımızdan birini çaldırmamız ile Almanya'nın ne kadar güvenli ve vukuatsız bir ülke olduğu efsanesi de son buldu. 

Ertesi gün bindiğimiz İstanbul uçağında kalbimiz unutulmayacak anılar ve maceralar ile doluydu. Sonraki maceralarda görüşmek üzere... 

Friday, 7 December 2012

19-26 Kasım Fransa Gezisi

İtalya'dan 1 senelik Schengen alınca, kış dönemi de Avrupa'da bir yerleri keşfedelim düşüncesi oluşmuştu. Selçuk'la beraber Pegasus'un kış indirimini incelerken, Orta Fransa'da karar kıldık.

Son güne kadar gitsek mi gitmesek mi kararsızlığını yaşadık ve uçuşun olduğu sabah gitmeye karar verdik. Hemen bavullarımızı hazırlayıp, yola çıktık. Neyse ki Selçuk el GPS'ine geceden Fransa haritasını yüklemişti. Hangi şehirlere ne gün gideceğimize bile karar vermedik. Gittiğimiz yerlerde bir sonraki günün planını yaparız nasıl olsa rahatlığı ile Sabiha Gökçen'e vardık. 

Saint-Etienne Havalimanı bizim Erzincan Havalimanı gibi ufacık. Zaten buraya toplam 3 havayolunun uçuşu varmış. Uçaktan inince Avis ve Budget rent-a-car ofislerini zorladık ama kapalıydılar. Biz de havalimanından Saint-Etienne merkezine giden shuttle'a binerek Avis ofisine gittik. Meğer önceden online rezervasyon yapsaymışız fiyat indirimli olacakmış. Tren istasyonunun yanında olduğu için ekstra masraf da çıkarmasınlar mı! Neyse 8 gün için dizel Seat Leon'a yaklaşık 390 euro ödeyerek teslim aldık. 

1 saatlik yolculuğun ardından, Lyon'daki otelimize vardık. Akşam otelin yakınlarındaki alışveriş merkezinden biraz alışveriş yaptık ve dinlenmeye çekildik. Sabah erkenden kalktık ve Fourviere Basilica'sını gezdik. Hava çok sisli olduğu için Lyon manzarasını pek göremedik. Lyon nehir kenarı güzel bir şehir ama bizi çok etkileyen bir yönü olmadı.

  

Buradan 4-5 saat araba yolculuğu ile Paris'e vardık. Fransa'da park yerleri ve otobanlar oldukça pahalı. Örneğin Eiffel'e yakın bir otoparka saat başına 3,5 euro, otobana da toplamda yaklaşık 30 euro ödedik. Eiffel Kulesi Paris'teki ilk durağımızdı. Sıra boyunca ve kulenin üzerinde fotoğraf çekerken oldukça zaman geçirdiğimiz için Le Dome Cafe'de güzel bir akşam yemeği ardından otelimize döndük.


21 Kasım Çarşamba sabahı Louvre Müzesi'ne gittik. Mona Lisa'ya, Da Vinci'nin diğer eserlerine ve özellikle Panini'nin şu eserine hayran kaldık. Mısır kalıntıları, İslam eserleri derken 3 saati devirince pes edip müzeden ayrıldık. 


Kısa bir yemek ve alışveriş molası sonrası durağımız Apple Store'du. Çalışanlar hiç yardımcı değildi ve farklı farklı bilgi verebiliyorlardı :( Zaten mağazayı bulmak için de çok uğraşmıştık. Paris'e veda ederek 2 saatlik bir yolculuk sonrası Orleans'a vardık.

Otelimize gitmeden Carrefour'a uğradık ve atıştırmalık aldık. Helal ürünlerin satıldığı reyonları görünce çok şaşırdık. Tatlı olarak da Fransa'da hemen hemen her yerde bulabilen Paul'den büyük bir macaron yemeden Fransa'dan dönülmezdi.

Bir önceki günün yorgunluğundan olsa gerek Perşembe sabahı oldukça geç kalktık ve öğlene doğru yola çıktık. Bu sefer istikamet Massignac. Gezi boyunca uygun fiyatlı otellerde kaldığımız için bir gecelik kendimize ödül verdik ve şatolu bir otelde konaklamak üzere yola çıktık. Otobanları pas geçip köylerin arasından ilerleyerek 4 saat güzel manzaralar eşliğinde otelimize vardık. 

Odamızın hemen önündeki iskele...


Şatonun, dolayısıyla otelin arazisi 8.9 km kare ve bunun yaklaşık 0.4 km karesi göllerden oluşuyor. Otel toplam 22 odaya sahip ve bunlar araziye yayılmış vaziyette. Resepsiyon ile arasında 3 km mesafe olan 10 kişilik 'The Grange'da hatta koca otelde yalnız konakladık. Özellikle gece, hafif korkmadık değil :)

Tüm öğleden sonra otelin arazisinde gezindik, akşam da otelin restoranında çok güzel bir yemek yedik.


Sabah güzel otelimize veda ederek Rochefoucauld Şatosu'nu gezdik.


Sonra Bordeaux bölgesindeki ünlü şarap üretim bölgelerinden Medoc'u gezdik. Chateau Kirwan ve Chateau Pallmer uğrak yerlerimizdi. 


Bağları gezdikten sonra Bordeaux Opera Binası'na gidelim dedik ama inanılmaz bir trafiğin içine girdik 2 saat sonra otelimize vardık. Öğlene doğru otelimizden ayrılarak 'The Eyrignac Manor Gardens'ı ziyarete gittik.

  

Yolda irili ufaklı köyleri geze geze geçerek Brive-La-Gaillarde'deki otelimize vardık. Pazar günü uzun bir yolculuk ile Saint-Etienne'e vardık. İnternetten araştırdığımız bir kaç restoranı bulmaya çalıştık fakat çoğu Pazar akşamı olması sebebiyle ya kapalıydı ya da biz beğenmedik. Pizza yiyerek geceyi sonlandırdık ve otelimizde konakladık.

Pazartesi sabahı son dakika alışverişi, depoyu doldurma derken 12'de havalimanına vardık. Aracımızı Avis'in otoparkına bıraktık ve uçağımıza bindik. 8 gün boyunca toplam 1975 km yol yapmışız. İşte genel güzergahımız...









 















Sunday, 22 July 2012

Roma (16 Haziran 2012)

Sabah Roma'nın biraz dışındaki Castel Romano Designer Outlet'e gittik. Burberry'de bir kaç uygun fiyatlı ürün vardı ama yine de bizim için en uygun Nike'ın mağazasıydı. 



Tekrar şehir merkezine döndüğümüzde Piazza Navona ve Pantheon çevrelerini gezdik. Geç bir öğle yemeği ardından havalimanına doğru yola çıktık ve böylece güzel fakat yoğun bir İtalya gezisinin sonuna geldik. 



Rimini-Roma (15 Haziran 2012)

Otelimizde kahvaltı sonrası yine deniz-kum-güneş üçlemesi için bu sefer Adriyatik denizindeki Sirolo-Urbani kumsalına gittik. Hırvatistan tarafında olduğu gibi Adriyatik bizi yine şaşırtmadı, deniz çok güzel ve temizdi. 





Öğleden sonra Roma'ya dönüş yoluna başladık. Yaklaşık 3 saat sonra Roma'daki otelimiz Cristoforo Colombo'ya vardık. 

Venedik-Rimini (14 Haziran 2012)

Sabah erken saatlerden itibaren gezmeye başladığımız Venedik'te, çeşit çeşit hediyelik eşya mağazaları resmen başımızı döndürdü. Kanallar ve kliselerle çok farklı bir yerleşim yeri, oldukça etkileyici ve orijinal. 




Yürümekten ayaklarımızda derman kalmayınca tekrar arabaya atladık ve akşam saatlerinde Rimini'deki otelimiz Hotel Imperial Beach'e vardık. Manzaralı balkonumuzda güneşi keyifle batırdık.


Akşam yemeği için otelimize yürüme mesafesindeki La Posada'ya gittik ve çok ama çok memnun kaldık. Denizden çıkabilecek ne varsa tıka basa yedik ve oldukça makul bir hesap ödedik. Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir restoran, benden 5 yıldız. 



Milano-Como-Verona (13 Haziran 2012)

Sabah ilk işimiz giriş bileti bulmayı umduğumuz Santa Maria delle Grazie'ye gitmek oldu. Tam yaz sezonu olduğundan ne yazık ki bilet bulamadık. Neyse ki Selçuk'la 2010 Aralık İtalya gezimizde bilet bulabilmiş ve 4,5-8,7 metrelik Da Vinci'nin muhteşem Son Akşam Yemeği'ni inceleyebilmiştik.




Milano'nun ünlü tasarım mağazalarının bulunduğu Via della Spiga, Via San't Andrea ve Via Montenapoleone altın üçgenini gezdikten sonra Como Gölü'ne gittik. Burayı nispeten küçük bir yer beklerken karşımıza koskoca bir göl çıktı. Asıl hareket Bellagio kasabası çevresindeymiş ama yolu dar ve çok virajlı olduğundan gitmeyi göze alamadık. 



Verona'ya akşam üzeri vardık ve kapanmadan severek izlediğimiz Letters to Juliet filminde de geçen Jüliet'in Evi'ni gezebildik. Sonra meydanı, saat kulesini ve arena çevresini gezdikten sonra nefis bir midyeli spagetti yedik. 


Akşam saatlerinde Venedik'teki otelimiz Smart Hotel Holiday'e vardık.  


Nice-Cannes-Milano (12 Haziran 2012)

Sabah otelin yakınındaki Cocoon Cafe'de güzel bir kahvaltı sonrası turkuvaz rengi deniziyle Nice'teki muhteşem Paloma Beach'e gittik. Bir kaç saat deniz-kum-güneş keyfi yaptık.



Oradan Cannes'a geçtik. Sahilini ve biraz merkezini gezdik. Aman aman beğendik denemez. Gitmeseymişiz de olurmuş.


Gece Milano'daki Hotel Idea'ya vardık ve bir güzel dinlendik.